09 Nisan 2014

Bu Senin Değil

rüzgar dokunuyor yüzüme
yani bir ihtimale
binbir cürret ediyorum;
aşikar.
mavi,
tarihinde bir olasılıklar kurbanı
biliyorum
evler lambalara bölünüyor
sokaklar şiir
bir paspasın da altın kuralları var.
sigaram bitse, tütün sarsam
bu gece
merdiven korkuluklarına gömseler beni
kurumuş ağaçlara
bir soğuk da ben bulsam
seni bulsam
seni alsam
seni anlasam
mermer diplerinde
bir yalnızlığın
uzun saydam küllü saplarına sarılsam
bir güzellik olsa gözlerimin merceği
bulutlardan evler yapsam
var olsam
çocuk olsam
büyüsem mesela
bir de uzun soluklu,
kadın gibi bir şiir yazsam.

08 Mart 2014

Bilmiyorum - Biliyorum - Üzgünüm

BU BİR KENDİNİ ACINDIRMA YAZISI DEĞİLDİR.
BU BİR İÇ DÖKME VE GÜCÜNÜN FARKINA VARMA YAZISIDIR.

Böyle durumlarda söze nasıl başlanır bilmiyorum.

Oysa ezberimde olmalıydı.
Ben bir sofrada 3 kişi ne demek bilmiyorum.
Bir evin yalnızlığı nasıl giderilir?
Pazar kahvaltıları nasıl mutlu hale gelir bilmiyorum.
Ben evimden çıkarken babamın annemi öpmesi nedir bilmiyorum.
Her gece iyi geceler öpücüğü babaya nasıl verilir?
Ruhu buruk bir anne nasıl iyileştirilir?
Ailemle sevgilim bir akşam yemeğinde nasıl tanışır bilmiyorum.
Ben babamla bir günün ardından aynı eve nasıl beraber dönülür bilmiyorum.
Okul müsamerelerinde anneyle babayı yan yana gördüğünde nasıl bir his belirir?
Heyecanlanılır mı? Sadece mutlu mu olunur bilmiyorum.
Eksik kalan çocukluk anılarım nasıl tamamlanır, kalbimin bir tarafı nasıl iyileşir bilmiyorum.
Ben parka giderken bir elinle anneni, bir elinle babanı tutmak nedir bilmiyorum.

Ben biliyorum.

Bir baba nasıl uğurlanır,
En sevdiğin yemeği sorduğunda nasıl afallanır,
Annen babanla nasıl savaşır biliyorum.
Karanlıktan korktuğunda yanında nasıl baban olmaz biliyorum.
Hayatına giren her erkeğe hücrelerinin en dibine kadar güvenmek isteyip yine de nasıl güvenilemediğini biliyorum.
Hiç üç kişilik olmamış bir sofradaki tabak sayısını yalnızca bire indirmeyi biliyorum.
Söyleyemediğin nefret, hüzün, özlem dolu buruk cümleleri dışarı çıkartmak için kendine yol bulman gerektiğini, çünkü onları hiç söyleyemeyeceğini biliyorum.
Ben daha minnacık bir kız çocuğunun sırf babası aldı diye bir oyuncak ayıya nasıl yıllarca sarıldığını biliyorum.

Üzgünüm bir kız çocuğunun kalbi bir gün iyileşir mi bilmediğimden üzgünüm.

Elimde kalan tek şeyin yazmak olduğunu bildiğim için üzgünüm
Bu kahrolası masumiyeti ve sınırsız sevgimi artık yok etmek istediğim için üzgünüm
Büyümekten korka korka yine de büyümek istediğim için üzgünüm
Çok üzgünüm

30 Aralık 2013

Realistan

Her şey olağan üstü gelişti.
Anesteziye alınmış bir ruha sahiptim.
Morfin de değildi bu, bambaşka bir şeydi.
Bütün uyuşturucuları karıştırıp yeni bir kimyasal elde ettiler benim için.
Bedenimi cep boyuna çevirdim ve gözlerinin irisine yerleştirdim.
Tam bu sırada, hayır daha da önceydi;
Sen gizemli bir hikayenin peşinde kendine dert üstüne acı edindin.
Şu saatlerde ben; eline çikolata tutuşturduğun minik bir kız çocuğu gibiyim.
Demek işler benim bildiğim gibi yürümüyormuş.
Gerçek; ne kadar da saçma sapan.
Değil mi?!

25 Kasım 2013

Bugün Günlerden Barış!

Sorun; insanların, hoşunuza gitmeyen düşüncelerini özgürce söylemesini önce "bilişim suçu" ardından "terör" ambalajına sokmanızdan da büyük. 10 yaşındaki çocuğun dahi bahane göstermeyeceği bir gerekçeyle, üstelik terörist dahi olmayan bir grupken söz konusu hack grubu, o grup sözcüsünün programlarla değiştirilmiş sesine benzetmek Barış'ın o dopdolu sesini. Gülümsemeden olmuyormuş devrim. Ve gülümsemek, bütün egemenlere aidiyeti reddetmekmiş. Bir tebessüm, dünyanın en sıcak, en kocaman kahkahasına dönüşebiliyormuş meğer. Ve anlam, elleri kelepçeli kocaman yürekli bir adamın en korkusuz, en cesur halinde bulunabilirmiş. Şimdi söyleyin bana! En güçlü; Barış ile beraber gözaltına alınan 14 kişi değil de kim? Sevgiden büyük bir güç varsa söyleyin, bilelim. Dün hava bahardan kalma ve alabildiğine ılıkken gece başlayan yağmurla bugün oldukça soğuk. Ben çok üşürüm. İçim güneş dolu; çünkü Barış'ın o koskocaman gülüşünü gördüm.

04 Ağustos 2013

Zamana Dair

Saçlarım uzamış.
Geçen akşam aynaya bakma cüretinde bulundum.
Yüzümü inceledim.
Her bir çizgiye, ize anlamlar yükledim.
Hayatımın orta yerine kalıntılar bırakan insanları düşündüm sonra.
Bazen çok başka biri olmak istediğime kanaat getirirdim ve bu beni hiç rahatsız etmezdi.
Saçlarımı düşünürdüm, göz rengimi, yüz şeklimi, bacaklarımı ve dudaklarımı.
Bir kıyafet tasarlardım.
Sonra kendimden bile utanırdım.
Unutmak için kahve koyardım kendime.
Kendimi de unuturdum nihayetinde.
Bir renk olmak isterdim, aynı anda birkaç nota duyar ve benden bir beste çıkmasını dilerdim.
Tavşana bürünüp, martıya evrilmek bile içimden geçti zaman zaman.
İsimler koydum kendime.
Yarattığım hiç kimse, yarattığım ben-ler bile canımın bir sigara yanığı gibi acımasına engel olamadı üstelik.
Basit kelimelerden cümlelerce sihir yaptım.
Hiç bilinmeyen şehirler keşfettim rüyalarımda.
Dünyanın düzenine düzensizce baş kaldırdım.
Ve milyar insan içinde içimde kıpırtılar yaratan bir avuç insan tanıdım.
Kitaplara sığındım.
Kendi merhametimi insanlara yamadım.
Şimdi, yaşamım oldukça karmaşık.
Bir sır vermeliyim; adım Clementine...

11 Mayıs 2013

Bayım, Yoksa Siz Bulutlardan Mı Geldiniz?

Yazmamakta direniyorum gecelerdir.
Beynimin bir yerleri sorgu odasına döndü.
Nefes alışım bile düzensiz artık.
Işıklar patlıyor ruh halimin her köşesinde.
Geçen gece sizi vücudumun bir yerlerinde aradım bayım.
Saç diplerimde, tırnak uçlarımda, göz bebeklerimde örneğin.
Sonra göğüs kafesime ağrılar saplandı.
Boş sigara paketlerimden yollar yaptım.
Bir ışık hüzmesine bırakıp kendimi; buralardan gitmeye kalktım.
Ve tekrara düştüm; her gece bulutlardan atlayan erkek çocuklar gibi.
Sahi düşündüm de; yoksa siz de bulutlardan mı geldiniz bayım?
Durun, size hikayemi anlatmalıyım.
Ben daha minik bir kızken...
Bol bulutlu bir gökyüzüm olacaktı; durmadan yağacaktım.
Susun bayım; konuşmayın.
Bugün en umutlu güvercinimdi zaman.
Biliyorum, zamanın kanatları vardı.
Bir türlü geri getiremiyordum; iyi biliyordu uçmayı.
Birden, dudaklarımın arasına sıkışmış bir gezegen keşfettim;
Muhtemelen hayat vardı.
Sizin gözlerinizde yaşamaya başlasam diyorum.
Aldığım en isabetli karar bu olsa gerek.
Bana şarkılar lazım bayım, bir de sözcüklere ihtiyacım var.
İlham perilerim kaçtı-lar,
Söylemesi ayıp mı bilmem ama biraz kaçıktırlar.
Hayatınız boyunca bana şiirler yazdırsanız ya bayım?!

29 Nisan 2013

Ben Her Bahar Aşık Olmam - Bu Baharın Bir Farkı Var

Ne uzun bir hikayesin sen öyle!
Dokunsalar; gözlerine 'gel' diye bağıracağım.
İsmin suyun en derin yerinde parıldıyor.
Bulutlardan yağma bir masal döşenmiş sesine.
Ben, seni bekliyorum.
Karanlık gecelerimden birindeyim;
Şiirleriyle eşlik ediyor Turgut, Muhsin, Cemal, İskender.
Olağan üstü umudumla hayallerimi karıyorum bu saatlerde.
Büyütemediğim minik kız çocuğu parçam, durmadan ağlıyor.
Şimdi seninle uyumak var...
(burada iç çekiyorum)
İtiraf etmeliyim; yanımda uyusaydın geceleyin gözlerimi yummak yerine seni izlerdim soluk bile almadan.
Ben...
Ben aslında hayallerine doğru gezintiler yapmak istiyorum.
Rutin gezintiler!
Her saat başı kalkan minik bir kelebek eşliğinde masum gezintiler...
Tedavülden kalkan sözcüklerle tanımak istiyorum seni.
Dokun tenime, meşru kıl beni!
Ben her bahar aşık olmam, bu baharın farkı sensin.

24 Nisan 2013

Su'stuk ve Bulut'tuk

Büyüklerden masal dinlemeyi çocukken bıraktık.
Kendi masalımızı yazmak için çabalıyoruz.
Bazı zamanlar telaşlardan ruhumuz kıvrandığında o sudan dinliyor masalları, ben bulutlardan.
Yani birbirimizin kıvranışını yine biz iyileştiriyoruz.
Sadece beraber yazdığımız bir masala ve mutlu bir sona ihtiyacımız var, hepsi bu kadar.

17 Nisan 2013

Eksik Bir Şey Mi Var?

Ortasında boşluklar bırakılmış mektup yığınım...
Görmeyeli onları epey vakit harcadım başıboş soluklarla.
İlk defa böylesine incelikli ve derin sözcükler duydum bir adamdan.
Milyonlarca baloncuk reklamını hatırlatıyor her nedense bana.
Kendinle baş başa kalmak ve bir ormanda milyar çiçek tohumunu birbirine anlatmak.
Açık renkli bulutlardan sınır tanımadan hayal kurmak.
Güneşi suyla karıp yeni bir tanım yaratmak.
Lilith'in ilk kadın olduğunu bütün dünyaya ispatlamak.
Ve doğmamış bir bebeğin çığlıklarını seninle paylaşmak.
Kim ki ruhuna yenik düşer ve ruhunu yenerse aynı anda;
Galip çıkmıyor hiç bir savaştan kanla ya da aşkla!
Tanrı'm, geç kaldın.
Erken geldim ve ben de seni bulamadım.
Bu zamanlama hatasıyla beni nasıl yarattın?
Bir melodi olarak tekrar doğduğum zaman,
Hangi coğrafyada geçiyorsa masallarım;
Hiç durmadan onların arasında uçuşup bir parça umuda karışacağım.
Bul beni.
Eksik ne varsa tamamlamayı yeğlerim.
Ve dokunup sana, bütün hüznünü içime çekebilirim.

14 Nisan 2013

Hala Biraz Çocuk-uz

25'i bitmemiş henüz.
Siyah saçlarından düşen karabasanlara yenik düştüm.
İnanabiliyor musunuz?
Gözleri ela.
İstanbul'da doğmuş, büyümüş.
Ve hala çocuk-muş biraz.
Masallarımdan birinde esas kahramanın yüzüymüş.
Bir yağmur damlasıyla indiğini düşünüyorum yeryüzüne.
Ama bu başka türlü bir düşüş.
Tam da şimdi bir ışık yandı karşı dairede.
Ve sokakta bulduğu sigaralardan gotik yapıyor amcanın biri.
Genzim yanıyor.
Yıldızları boyamalıyım bilinmeyen renklere.
Başka türlü geçmez bu yanma hissi genzimde.
Ve her boyadığım yıldıza yeni bir isim bulmalıyım.
Saçlarım toplanamayacak kadar kısa.
Kıvırcık ve düşemiyor omzuma.
Az önce süpürdüm yeryüzünü.
Ve bulutlar sahiplendi en güzel düşümü.
Retinamla siyah beyaz filmler çektim eskileri anmak için.
Hayallerimi meşrulaştırmanın yolu senden geçiyor diye düşünüyorum.
Söyleyemiyorum bir türlü.
Sonra elimden gelenin en iyisini yapıyorum, yazıyorum.
Ve şimdi bilmeni isterim ki anlatılamayacak kadar çocuk, dünyalar yaratmamı olağan kılacak kadar yetişkinsin.
''Sen 3 yaşında bebeğim, 18 yaşında sevgilimsin.''
Oyuncak ayımla uyuyorum günlerdir.
Söylemesi bile güç.
Ve en eski fotoğraflarıma yama yapıyorum göz yaşlarımla.
Evler inşa ediyorum sigara kartonlarından.
Sahi niye yazıyorum ben bunları burada?
İçimdeki çocuk, gözlerinle aynı yaşta.
Sen hala biraz çocuksun, rengarenk dudaklarımla uçurtma yaptım sana :)