Hayata 'merhaba' dediğiniz zamandan itibaren aşk dolu gözlerle baktığınız adamın gidişini seyrettiniz mi hiç?
Ben seyrettim.
Mecburdum çünkü.
Elimden bir şey gelse yapardım, gelmedi.
Akan her damla daha da çaresiz hissettiriyordu.
Hayır, ölmedi. Sadece başkasına ait olmayı seçti.
Dilindeki 'seni seviyorum'ları başkasına söylemeye gitti.
Gidişi hiç olmayacak kadar gerçekti.
Doğum günlerimden nefret ettim sonra.
Okul müsamerelerinden,
Veli görüşmelerinden,
Parka gitmekten,
Sahilde yürümekten,
Pazar kahvaltılarından bile nefret ettim.
Uykuya direndiğim korkunç gecelerde,
Şimşek çaktığı gecelerde,
Güvende hissetmek istediğim gecelerde hep onu yanımda istedim.
Yerine başkasını koymak için de mücadele verdim elbet.
Sonuç mu? Elde var sıfır.
Sonra büyüdüm.
Canım yana yana büyüdüm.
Onun yanında başkasını görmeye alışarak büyüdüm.
Onun yanındakine saygı göstermek zorunda kalarak büyüdüm.
Gelmediği geceleri sayarak,
Her gözyaşı döktüğümde içimden parçalar aşıran güven duygusunu kaybederek büyüdüm.
Zaten bir daha da hiçbir erkeğe güvenemedim.
Babam gibi geldiler bana. Şefkatli ama suçlu.
Şimdi güvenmeye ihtiyacım var.
Tekrar güvenmenin ne demek olduğunu hatırlamaya.
Bir babanın giderken dönüş zamanını söylememesi kızına verdiği en büyük cezadır.
Oysa benim işlediğim suç sadece masum kalmaktı.
http://www.youtube.com/watch?v=A3sPrweL42c
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder